Bugun...


Hüseyin Avni Dedekargınoğlu


Tarih: 26.11.2016 17:51:11


DÜNYA FELSEFE GÜNÜ

Sevgili dostlarım insanlar toplumsal yaşama geçmeye başladıklarından bu yana toplumların yaşamında felsefe çok önemli bir yer tutmuştur. Doğanın gizemlerini, insanların gelişimini ve ahlak sorununu çözmek amacıyla çok sayıda filozof neden nasıl sorusuna yanıt aramıştır.

Felsefe o günden bu günlere egemen sınıflar tarafından hep sakıncalı bulunmuş filozoflar sapkın kişiler olarak görülmüş sürülmüş zindanlara atılmış idam edilmişlerdir. Egemen sınıflar felsefenin karşısına dinsel dogmaları filozofların karşısına ruhban sınıfını çıkarmışlar ve sürekli olarak

insanların toplumların gerçekleri öğrenmesine neden nasıl sorusuna cevap aramalarına ve sorgulama hesap sorma bilincinin gelişip yerleşmesine karşı çıkmışlardır.

Bugün sizinle çok yakın dostum kardeşim yoldaşım çok sayıda yayımlanmış kitabı ve çeşitli dergi ve gazetelerde makaleri çıkmış felsefeci " MEHMET AKKAYA" nın

" TÜYAP VE FELSEFE" başlıklı yazısından bir bölümü sizlerle paylaşmak istiyorum.

Konusu ya da başlığı “Felsefe ve İnsan” olan İstanbul Kitap Fuarı, 12-20 Kasım tarihleri arasında Beylikdüzü’ nde açılıyor. Onur konuğu ise önemli kadın felsefecilerimizden olan " İonna Kuçuradi" Düşünce özgürlüğünün bir hayli zayıfladığı günümüz koşullarında, muhalif basın-yayın organlarının susturulduğu ortamda felsefenin ne denli kendini açacağı elbette tartışma kaldırır.

Felsefe derken teolojiye, milliyetçiliğe dahası sermayeye hizmet eden düşünce disiplininden mi söz ediliyor, öncelikle bunu anlamak gerekir. Herkesin felsefeden aynı şeyi anladığını düşünmüyorsak soru daha da anlamlı hale gelir. Ya da Sokrates, Platon ve Aristoteles misali felsefeyi tanımlayıp, herkesin ondan yani felsefeden bizim anladığımızı anladığını varsaymamız gerekir. Oysa sınıflı toplumlarda, –ayrıntısı bir yana- her türden eşitsizliğin dev boyutlarda yaşandığı zaman-mekanda bunun gerçekliği yansıtmadığı açıktır.

Felsefe için anılan benzer bir sorunsal, insan olgusu ve kavramı için de geçerlidir. Hangi insan? Amacı, sermayesini büyütmek ve yaymak olan insan mı, savaşlara, nükleer silah üretimlerine ve halkların boğazlanmasına karar veren insan mı? Dahası da var. “Kapitalist insan” mı, “emekçi insan” mı, hangisi? İnsan deyince savaş kararlarıyla halkları birbirine boğazlatanlar mı anlaşılacak, yoksa bu savaşlara zorla sürülerek yaşamları türlü trajedilerle sonuçlanan işçiler, emekçiler, gençler hatta aydınlar, sanatçılar, bilim adamları, filozoflar mı anlaşılacak? İnsan deyince kadınlar mı anlaşılıyor, yoksa ağırlıklı olarak erkekler mi kastediliyor? Eğer kadınlar da erkekler kadar anılıyorsa, çalışan kadınlar mı, sömüren kadınlar mı, yoksa her ikisi de mi anılıyor?

Andığımız sorulara verdikleri yanıtlara bakılarak tek tarz bir felsefenin olmadığını söylemek mümkündür.

Kimin için felsefe?

Felsefeye en çok kimin ihtiyacı olur?

Bana kalırsa insan, toplum ve dünya sorunlarını en çok yaşayan kişi ve kesimler felsefeye en çok ihtiyaç duyan kişi ve kesimlerdir.

Elbette ki, felsefeyi bir yorum düzeyine indirgeyenleri eleştiren Alman düşünür, eylem adamı ve filozof Karl Marx, felsefeye kimlerin ihtiyacı olduğunu çok iyi biliyordu: Emekçiler. Onun düşüncesine göre felsefe maddi güçlere geçerek kendisini görünüşe çıkartmalıydı, işte felsefe bu gücü ancak proletaryada bulabilirdi. Beri yandan proletarya somut ve pratik bir olgu olarak ruhunu, teorisini ya da can damarlarını ancak felsefede bulabilirdi. Bu demek değildir ki, felsefe yalnızca emekçi sınıflarında kendini açığa çıkarmaktadır. Bu noktadan itibaren ihtiyacı olan her toplumsal tabakaya ve kişilere yönelerek kendini gerçekleştirir felsefe.

Burjuva felsefeleri ise –özellikle Hegel- felsefenin burjuvazide kendini görünüşe çıkardığı iddiasındaydı. Ülkemizdeki felsefe üretiminin, yapılış tarzının gidişatına bakılırsa, TÜYAP’ta da benzer olabilir, Hegel’den bu tarafa geçemeyeceği iddia edilebilir yapılan felsefenin. Buna göre bu defaki fuar etkinliklerinde felsefenin kitleleri ne ölçüde fuara çekeceği, bu felsefenin izleyicide nasıl bir etki bırakacağı, izleyicinin sunulan felsefede kendini bulup bulamayacağı, ülkemizin felsefi-entelektüel düzeyini yansıtmak açısından da işlevsel olacaktır.

Özetlemek gerekirse ülkemizde, felsefenin kitap fuarlarında da olsa ön plana çıkartılmasını, toplumun felsefeye ihtiyaç duyduğunun işareti olarak okumak gerekir.

Kısacası, ülkemizin uzak tarihinde felsefeye hor bakılmış, dinin hizmetçisi olarak rol verilmiştir. Yakın tarihimizde ise devlete ve kurulu düzene hizmet eden etkinlik olarak bakılmış, bunun dışında kurulan felsefeler ise dışlanmıştır. Pek çok felsefecinin sanık sandalyesine oturtulduğu, çok sayıda felsefe kitabının yakıldığı, yasaklandığı, bazen de sansür edildiği örnekler az değildir. Felsefenin, belki de ilk defa toplum kesimlerine açıldığını (görünür kılındığını) ve onlara ulaşma imkanı bulduğunu söyleyebiliriz. Bu yüzden değerini iyi bilmek gerekir.



Bu yazı 468 defa okunmuştur.

YORUMLAR

YAZARLAR
EN ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HAVA DURUMU (İSTANBUL)
İSTANBUL
ANKET
FOTO GALERİ Yapay Çiçek
REKLAM VE SPONSOR ALANI
YUKARI